Anasayfa Yonetim Kurulu Üye Örgütler Hakkımızda İletişim
   

Haberler
Haklarımız
Duyurular
Basında Töfed
Çalışmalar
ANKET (06.02.2009 )
Kredi kartlarının faizleri şu an sizce yüksek mi?
Normal
Yüksek
İdare eder
İlgilenmiyorum

Haberler

2010 Yılı Hak Arama Süreci ve Yaşanan Sorunlar Raporunu Açıkladık

Dünyada ve ülkemizde tüketim faaliyetlerinin, üretim ilişkilerinin bir sonucu olması ile genel ekonomik faaliyetlerin yıl itibariyle sonuçlarının üretim/tüketim ilişkisini belirlemesi açısından oldukça önemlidir.
Bu nedenle de genel ekonomik faaliyetlerin sonuçlarına bakmadan, üretim tüketim ilişki sürecini ve yaşanan tüketici sorunlarını değerlendirmenin yeterli olmayacağı da açıktır.
Ülkemizin ekonomik faaliyetlerine ilişkin açıklanan 2010 yılı verilerine baktığımızda, Dış ticaret açığının, 2009 yılında yüzde 107,5 oranında artmasının cari açığın artışında etkili olduğu, 2010 yılında cari açık,
2009 yılına göre yüzde 247,1 oranında artış göstererek 13 milyar 991 milyon dolar’dan 48 milyar 557 milyon dolara yükselmiştir. Buda tüm zamanların en yüksek dış ticaret açığı anlamına gelmektedir.
2009 yılında 24 milyar 850 milyon dolar açık veren ödemeler dengesi tablosundaki dış ticaret dengesi ise, 2010 yılında 56 milyar 320 milyon dolar tutarında açık vermiştir. Rekor seviyelere ulaşan, yüksek oranda cari açığın ortaya çıkmasıyla da MB ve BDDK nun bir dizi kararlar almaya başlaması da bir başka dikkat çekici noktayı oluşturmaktadır. Diğer yandan, 2010 yılı ekonomik faaliyetlerine ilişkin istatistik’i olarak Türkiye’nin iş kazalarında Avrupa da 1. Dünya da ise 6. olduğu saptanmıştır. Uluslar arası şeffaflık örgütünün yaptığı çalışmada ise rüşvet çarkının işleyişinde Türkiye’nin Avrupa da 1. Dünya da ise 6. olduğu belirlenmiştir.

2010 Yılı Hak Arama Sürecinde Yaşanan Tüketici Sorunları
Geçmiş yıllarda olduğu gibi, 2010 yılında da ülkemizde hak ihlallerinin boyut kazanarak devam etmesi hak arama mücadelesinde daha etkili ve yoğun emek harcamayı zorunlu ve gerekli kılmaktadır.
Üyesi olan tüketici örgütlerinin uzun soluklu mücadele deneyimleri ışığında çalışmalar yürüten Tüketici Örgütleri Federasyonunun (TÖF) hak arama mücadelesinin öncü gücü olarak. Ülkemizde tüketici haklarının geliştirilmesinde, Yasaya ve hukuka karşı uygulamaların ortadan kaldırılmasında, Tüketici yurttaşların mağduriyetlerinin önlenmesinde, Tüketici bilincinin gelişmesinde, Toplumsal hak arama kültürünün oluşumu ve gelişiminde üstlendiği görev ve sorumluluklarının bilincindedir.
Tüketicinin temel ihtiyaçlarına bir yıldan daha az bir zamanda, başta benzin ve diğer akaryakıt ürünleri olmak üzere yüksek oranlarda ve sık sık ZAM yapan kamu kuruluşları ile adil vergi toplamak yerine, dolaylı vergiler ve tüketim maddelerine yapılan yüksek oranlı zamlarla yükü tüketici yurttaşa yükleyen kamu otoritesinin uygulamalarıyla, Telekomünikasyon. Bankacılık, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), Gıda, Sigortacılık, Turizm ve diğer sektörlerde yaşanan, ayıplı mal ve hizmetler, haksız sözleşme şartları, satış sonrası hizmetlere ilişkin haksız, yasa hukuk tanımaz uygulamalar devam etmektedir.
2010 yılında yaşanan yasadışı, yasaya ve hukuka aykırı haksız uygulamalara baktığımızda;
*Mobil elemanlar yoluyla ve stantlarda rastgele kredi kartı dağıtılmaya devam edilmesi,
*sözleşmenin bir nüshasını tüketiciye verilmemesi,
*Dağıtılan kartların limitlerini gelire göre belirlenmemesi,
*Kullanımdaki kredi kartlarının limitlerini “tuşa bas artıralım” diyerek keyfi uygulamalar yapılması, *Asgari ödemesini yapan ya da temerrüde düşen kredi kartlarına bileşik faiz uygulanması,
*Ortak ATM den para çekilmesi ile hesap görüntülenmesinden ücret alınması,
*Havale ya da EFT yapan tüketiciden masraf alınması,
* kredi kartından ücret/aidat, Cari hesaplardan hesap işletim ücreti alınması,
*Kredi kartı aidatının iade edilmesi yönünde verilen yargı kararlarına tepki olarak kredi kartını kullanıma kapatılması,
* Sicil affı kanununu uygulamayan, kara listeleri iptal etmeyen yasa hukuk tanımayan uygulamalar,
*Konut başta olmak üzere, alınan tüketici kredilerinde bilgi ve onay dışında sigorta yapılması,
*Yapılan alışverişlerde kredi kartından yasaya aykırı olarak komisyon talep edilerek alınması
*Tüketici yurttaşın vicdanında mahkum edilmiş sabit ücreti alınmaya devam edilmesi ve sabit ücrete yaklaşık bir yılda sorgusuz sualsiz yüzde 250 oranında zam yapılması,
*Uygulanan kampanyaların tek yanlı olarak bilgi bile vermeden sorgusuz sualsiz değiştirilmesi,
*Üç günde bir yeni kampanya üreterek tüketici yurttaşa dayatılması,
*Limit ve kota aşımı kılıfıyla yüksek fatura gönderilmesi,
*Yargı ve Rekabet Kurulu kararını yok sayarak yalın ADSL ye geçilmemesi,
*Kayıt dışı telefonların ithal edilmesi, satılması, kullanımdaki telefonların klonlanması,
* Tüm bu yasaya ve hukuka aykırı uygulamalara karşı kamu otoritesinin görevini yapmaması
*Son kullanma tarihi geçmiş gıda maddelerini yeniden etiketleyerek piyasaya süren firmalar,
*İlgili yönetmelik yürürlüğe girmeden, kamu otoritesi tarafından 32 çeşit GDO nun ülkemize girişine izin verilerek, tüketici yaşamını tehdit eden, GDO lar ile GDO lu gıda ve yemlerinin ithal edilmesi,
* GDO lu bebek mamaları ile gıda maddelerinin tüketiciye sunulması,
*Kanserin en önemli nedenlerinden biri olan ithal mısırdan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimi,
*Etiket, fiyat listesi ve tarifelerin yaygın olarak bulundurulmaması,
*Yaşamı tehdit eden, sağlıksız gıda üretilmesi, bu konuda gerekli ve yeterli denetimleri yapılmaması,
* Özel sağlık kuruluşlarının, sağlığı ticari araç yaparak, geceleri farklı ve fahiş tutarda muayene+test ücreti almaları,
*Kamu malı olan ve sokağı aydınlatmak için kurulmuş elektrik direklerine BAZ istasyonu kurulmasına izin verilmesi,
*Dolaylı vergilerin tüketici yurttaşların yaşamına olumsuz etkilerinin yaygın bir biçimde yaşandığını görebiliyoruz.
Tüm bu haksız, yasa hukuk tanımaz uygulamalara, mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin sağlık ve güvenliğine, bilgi edinmesine, sağlıklı bir çevrede yaşamasına yönelik olumsuzluk yaratan girişimlere karşı önümüzdeki süreçte de hak hukuk mücadelesi vermeye ve daha güçlü, daha örgütlü bir biçimde “DUR” demeye devam edeceğiz!...
2010 yılında tüketici yurttaşların mağduriyetine yol açan sorunları irdelediğimizde bankacılık, telekomünikasyon sektörünün uygulamaları, gıdalarda kullanılan katkı maddelerinin ve GDO lu ürün ve yemlerden kaynaklı yaşanan sorunların yoğun biçimde ön plana çıktığını görebiliyoruz.
Ticari işletme yetkilileri ve çalışanlarının satıcı ve hizmet veren olduğu gibi, tüketici olarak da sorumluluklarını öncelikli olarak yerine getirmeleri gerekliliği vardır. Bu nedenle başta tüketicinin korunması hakkındaki kanun olmak üzere, ilintili kanunları bilmeleri ve uygulamaları için meslek içi eğitimler gerçekleştirmeleri de gerekmektedir.
Mal ve hizmet piyasalarının duruşu, Kanun gereği ortak sorumluluklarından hareketle, tüketici memnuniyetini ilke edinerek ve sorumlu davranarak çözüme yönelmeleri öncelikli olmalıdır.
Genel olarak kanunun işleyişinde ve tüketicilerin yaşadıkları uyuşmazlıklardan kaynaklı sorunlarda ve gelinen noktaya baktığımızda geçen 16 yıllık süreçte gelişmelerin olması gereken noktada olmadığı açıktır. Sanayi ve ticaret kesiminin çalışmalarına ilişkin gerekli düzenlemeleri yapma, faaliyetlerinin sürdürülmesine ilişkin önlemleri alma, gerekli kolaylıkları sağlama görevleri olan Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında, kanunun uygulanmasında tüketiciyi korumakla yetkili kılınması başlangıçtan günümüze adil, gerçekçi ve objektif bir yaklaşım bir uygulama olmadığı gerçeği bugün ortaya çıkmıştır.
Ülkemizde tüketicinin korunması konusuna objektif bir bakış açısıyla yaklaşılarak, konunun özü gereği ülke gerçekleri ile tüketici ihtiyaçlarını öncelikli olarak tespit edecek, tüketicinin haklarına ilişkin düzenlemeleri gerçek anlamda somut bir biçimde yapacak ve yürütecek bir idari yapının kurulması ve bu idari yapının da nihai olarak TÜKETİCİ BAKANLIĞI olması gerekliliği vardır. Bu sürecin sağlıklı işleyebilmesi için de, bir yeniden yapılandırma sürecinin yaşama geçirilerek, zaman geçirmeden gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı ve T.C Başbakanına bağlı “TÜKETİCİ MÜSTEŞARLIĞI” öncelikli olarak kurulması gerekliliği vardır.
TÖF olarak, 2010 yılında ülkemizde yaşanan haksızlık, hukuksuzluk ve hak ihlalleri nedeniyle, 2011 yılını tüketiciye yönelik, yasa dışı, yasaya ve hukuka aykırı uygulamalara karşı mücadele yılı ilan ettik.Konuyla ilgili hazırladığımız 2010 yılı raporumuz aşağıdadır.
Fuat Engin
Genel Başkan


BANKALAR Kredi Kartlarında ve Tüketici Kredilerinde Sorun üretmeye Devam Ediyor!
Yıllardır tüketici kredileri ve kredi kartlarının işleyişinden ve kullanımından kaynaklanan sorunlar, tüketici yurttaşlar açısından ekonomik yıkımlara, psikolojik bunalımlara, ailelerin dağılmasına ve intiharlara neden olmuştur/olmaktadır. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye genelinde 2000 yılından sonra artış gösteren boşanmaların nedenini bulmak amacıyla yapılan araştırmada, boşanan 10 çiften 7'sinin evliliği kredi kartı borcu yüzünden yıkıldığı ortaya çıkmıştır.
2010 yılı için tüketici kredileri ve kredi kartlarına ilişkin olumsuzlukların göreli olarak azaldığı ifade edilse de, mağduriyetlerin neden olduğu, banka soygunu, rehin almalar, cinnet geçirme ve intiharlara her geçen gün daha fazla sayıda tanık olmaktayız.
Şöyle bir hafızalarımızı yokladığımızda 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları kanununun 48. Maddesine göre yönetmeliklerin bir yıl içerisinde yürürlüğe konulacağı... yer almasına karşın, BDDK yasada belirtilen sürenin aşılmasına neden olmuş ve yasal süresi içerisinde kanunda belirtilen yönetmeliklerin BDDK tarafından zamanında uygulamaya sokulmadığını, Ayrıca “Bu kanunun kapsamındaki kart çıkaran kuruluşlar faiz hesaplamasına ilişkin uygulamalarını üç ay, diğer uygulamalarını ise bir yıl içerisinde bu Kanun hükümlerine uygun hale getirmek zorundadırlar.” (Geçici 3. Madde) Hükümlerine aykırı olarak kanunun verdiği görevlerini yerine getirmeyerek kredi kartı talebi toplanacak yerleri belirlemeyen ve zamanında kamuoyuna açıklamayan Bankalar Birliği ile, Katılım Bankaları Birliği yöneticileri ile görevini yapmayan BDDK nun SUÇ işlediklerini hatırlıyoruz/biliyoruz.
2003-2006-2009 yıllarında 3 kez yapılan kredi kartı borcunun yeniden yapılandırma uygulamaları, yasaya ve hukuka aykırı ihlal ve istismarlar nedeniyle çözüm üretememiştir.
Türkiye'de 2010 yılı sonu itibariyle, 41 milyon kişinin borçlu olduğu, borç miktarının ise 8 milyar liraya ulaştığı ortaya çıkmıştır. Takip konusu borcun yarısı tüketici kredilerinden, yarısı da kredi kartı borcundan oluşmaktadır. Bu durum da gösteriyor ki, yüksek faizlerle borç batağının içinde olan tüketici bu yılda kazandığını bankalara yatıracaktır.
BDDK nun, “Türk Bankacılık Sektörü Genel Görünümü” 2010 raporuna göre Bankacılık sektörünün kârlılığı 2010 yılında da artmaya devam etmiştir. Bankaların net kârı, geçen yılın aynı dönemine göre 1.748 milyon TL artarak 2010 yılsonunda 21.931 milyon TL’ye yükselmiş diğer bir deyimle yüzde 8,7 artmıştır.
2010 sonu itibariyle, faiz dışı gelir kalemlerinden bankacılık hizmet gelirleri ile kredilerden alınan ücret ve komisyonlar, önceki yıla göre yüzde 4’lük (551 milyon TL) artışla 14.387 milyon TL’ye ulaşmıştır.
Bankaların karlılığı içinde sigorta komisyonları, kredi kartı ücret ve komisyon gelirleri ile diğer hizmet gelirlerinden elde edilen artış bankacılık hizmet gelirlerinin artmasındaki en temel faktörler olmuştur.
Bankaların hizmet gelirleriyle ilgili fütursuz uygulamalarına bir yenisi daha eklenmiş olup, 2010 yılı sonu itibariyle hesabın bulunduğu şubeye yatırılan paradan masraf adı altında komisyon alınmaya başlanmıştır.
BDDK verilerine göre ise, 2010 sonu itibarıyla kredi kartında yüzde 10,4 olan takip oranı, 2010 yılında yüzde 9,8 olmuştur. Bu orana göre 1.442,871 kişinin toplam 4.500,000’i aşkın kredi kartı takiptedir.
Asgari ödemesi yapılarak yaşamını sürdürmeye çalışan sorunlu ve faiz kıskacındaki kredi kartı sayısı ise 10 milyonı aştığı ortaya çıkmıştır.
Merkez Bankası kayıtlarına göre 2010 yılı sonu itibariyle, kredi kartı borcu nedeniyle hakkında takip başlatılan sayı 1.442.871 kişiye ulaşmıştır. Bu sayı bir önceki yıla göre 82,763 kişi artış göstermiştir.
Kredilerin takipteki alacaklardaki artış oranı önceki yıla göre, 2010 yılında yüzde 8,8 oranında azalış olarak gerçekleştiği açıklanmıştır. Ancak söz konusu gelişmede, 2010 yılı içerisinde sorunlu kredilerin varlık yönetim şirketlerine satılması etkili olduğu da ortaya çıkmıştır.
Merkez Bankası kayıtlarına göre 2010 yılı sonu itibariyle, tüketici kredisinden kaynaklı 745.984 kişi hakkında takip başlatılmıştır. Bu sayı bir önceki yıla göre 73,524 kişi artış göstermiştir.
Aralık 2010 itibarıyla takipteki alacaklar içinde bireysel krediler yüzde 37,2 en yüksek paya sahiptir.
2010 yılında sektör kredileri yüzde 33,9 oranında artarken, bireysel krediler toplam krediler içinde 2. sırada olup, yüzde 32,8’ini oluşturmuştur. 2010 yılında kredilerde gerçekleşen artışın yüzde 32,1’i tüketici kredileri ve kredi kartı alacaklarından oluşan bireysel kredilerdeki artıştan kaynaklanmaktadır.
Aralık 2010 itibarıyla toplam 172,7 milyar TL seviyesine ulaşan bireysel kredilerin yüzde 25,3’ü kredi kartı alacaklarından, yüzde 74,7’si ise tüketici kredilerinden oluştuğu belirtilmiştir.
Tüketici kredileri içinde ise en fazla paya yüzde 47,1 ile konut kredileri olmuş, bunu yüzde 35,5 ile ihtiyaç kredileri izlemiştir. Faiz oranlarında yaşanan düşüşün konut kredileri artışında etkili olduğu bilinmektedir.
Önceki yıl, yüzde 5,3 olarak gerçekleşen kredilerin takibe dönüşüm oranı, 2010 yılı sonunda yüzde 3,7 olarak gerçekleşmiştir. Kredilerin takibe dönüşüm oranındaki düşüş eğiliminin faiz oranlarındaki düşüşten kaynaklanmıştır.
Kredilerin takipteki alacaklardaki artış oranı göreli olarak azaldığı açıklanmasına rağmen gerçekte Kredi kartlarında ve Tüketici kredilerinde yaşanan sorunların her geçen gün boyut kazanarak arttığını ve durumun ne kadar vahim olduğunu açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Başbakan Yardımcısı Ali Babacanın, 2010 yılında henüz kazanılmayan 41 milyar liranın peşinen harcandığını belirterek kredi uyarısında bulunarak,. sadece tüketici kredilerindeki artışın büyümeye yardımcı olduğunu ancak kredilerin bu hızla devam etmesinin ödeme sıkıntısı ya da sosyal sıkıntılar getirip getirmesi konusunun hesabının iyi yapılması gerektiğini söylemesi durumun ciddiyetini yeterince ortaya koymaktadır.
Bankaların yasalara ve hukuka aykırı uygulamaları nedeniyle öden(e)meyen tüketici kredilerinin ve Kredi kartı borçlarının sorumlularından biri, fahiş faiz oranı belirleyen Merkez Bankası, bir diğeri ise yasaları ihlal, tüketicileri istismar eden Bankaların tüm haksız uygulamaları karşısında düzenleme/denetleme görevlerini yerine getirmeyen ve üç maymunu oynayan BDDK yaşanan sorunları fark ettiği halde, haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı çözüm üretecek önlemler almak yerine, bazı palyatif düzenlemeler yaparak, kredi kartında, ödenmesi gereken asgari tutarın artırılması yoluna gitmiş, limiti 15 bin TL’na kadar olan dönem borcunun yüzde 25’inden, limiti 15 bin - 20 bin TL’na kadar olan dönem borcunun yüzde 30’undan, kredi kartı limiti 20 bin TL ve üzerinde olan kredi kartları hakkında dönem borcunun yüzde 40’ından ve yeni tahsis edilen kredi kartlarında kullanım başlangıcı tarihinden itibaren bir yıllık sürenin dolmasına kadar dönem borcunun yüzde 40’ından aşağı olamayacağını. Bir takvim yılı içinde kredi kartı borcunu 3 defa dönem borcunun yarısından az ödeyenin nakit çekim hakkı elinden alınmasını, bu kredi kartlarının limitlerini de dönem borcunun tamamının ödenmesine kadar artırılamamasını içeren çözüm üretmeyecek bir yönetmelik yayınlamıştır. BDDK ayrıca, kredilerdeki artış hızını sınırlamak için, konut kredilerinde kredi tutarının söz konusu gayrimenkul değerinin yüzde 75’ini, aşmaması kararı aldı. Merkez Bankası ise, bankaların zorunlu karşılık oranlarını TL mevduatta 0.5 puan (% 5.5) yabancı parada 1 puan (% 11) yükseltme kararı aldı. BDDK bilgi edinme kanunun kapsamında 2010 yılı çalışma ve denetimlerine ilişkin bilgi talebimize “şu kanunun bu maddesi konuyu açıklıyor yaklaşımıyla hareket ederek net ve konuları açıklayan yanıtlar vermemesi iddialarımızın ne kadar somut ve gerçekçi olduğunu ortaya koymuştur.
Önceki yıllarda olduğu gibi, 2010 yılında da kredi kartlarında öden(e)meyen, Tüketici kredilerinde geri dön(e)meyen tutarlardan kaynaklı yaşanan sorunların sorumlusu ise, MB ve BDDK destekli yasaları ihlal, tüketicileri istismar eden Bankalardır.
Sözleşmenin bir nüshasının Tüketici Yurttaşa verilmemesi, Yasaya aykırı olarak, birden fazla kredi kartına ayrı limitler tanınması,
Onaya bağlı olmadan kredi kartı limitinin arttırılması,
Fahiş oranda Kredi Kartı faizi belirlemeye devam edilmesi,
Dünyada olmayan, aylık ve günlük faiz uygulaması nedeniyle, kanunların kesinlikle yasaklamasına karşın, asgari ödeme yapanlardan, temerrüde düşenlerden bileşik faiz (Faizin Faizi) alınması
Kamuoyunda Sicil affı adıyla bilinen kanunun bankalar tarafından uygulanmamasından kaynaklı sorunlar.
BANKALARIN haksız uygulamalarının sonu gelmiyor!
* 46 milyon adet’i aşkın kredi kartının büyük bir bölümünde olduğu gibi, 5464 sayılı kanun hükümlerine aykırı olarak mobil elemanlarla, iletişim araçları/stantlar yoluyla kredi kartı dağıtılmaya devam edilmesi, tüketici yurttaşların mağduriyetine yol açan bir başka sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
*Bankalar, tüketicilerle inatlaşmaya devam ederek kart ücreti/üyelik aidatı adı altında, bir kredi kartından ortalama 50,00-55,00 TL aldığı hesap edildiğinde, Tüketicinin hesabından/cebinden her yıl en az 2,300.000 TL, alınması bir başka haksız uygulamadır. Bankaların, kredi kartı ücreti ve hesap işletim ücreti adı altında tüketicilerden aldıkları tutarlara, tüketici itirazlarını bankaların reddetmesine karşı, Tüketici Sorunları Hakem Heyeti kararları, Tüketici Mahkemelerinin hakem heyeti kararlarını onaylaması ve Yargıtay’ın birçok kez banka taleplerinin haksız olduğu kararı vermesine, kart aidatını geri alan tüketicinin kredi kartını tek yanlı ve haksız bir biçimde kapatan bankaya karşı yargının kredi kartın yenilenmesi ile tazminat ödenmesi kararına ve Yargıtay’ın onayına karşın, bankaların yasa ve hukuk tanımaz uygulamaları devam etmektedir.
*01.10.2009 tarihinde başlayan ve bankalar arası ticari bir uygulama olan ortak ATM uygulamasında bankaların yapılan işlemlerde diğer bankaya yüzde 1,5-2 oranında komisyon ödemelerinin faturası tüketici yurttaşa çıkarılmakta ve 61 milyon banka kartı ile banka kartı işlevini taşıyan milyonlarca kredi kartıyla yapılan işlemlerde diğer bankaya ait ATM cihazından 10-20 TL çeken tüketicinin cebinden, yaptığı işlem için 2010 yılında da 4-5 TL komisyon alınmıştır.Ülkemizde bir yılda ortalama 1 milyar kez ATM’ de işlem yapıldığı göz önüne alındığında, bu uygulamanın ATM lerin haksız kazanç sağlama aracı olarak kullanıldığı gerçeğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Yine ortalama bir aylık dönemde sadece ortak ATM den yapılan işlemlerden bankalar 5 milyon TL haksız kazanç sağlamaktadırlar. Bu da yılda 60 milyon TL vermeleri gereken olağan hizmetten karşılanan haksız kazanç demektir.
Tüketici yurttaşların uygulamaya ilişkin ortak bakış açısı “bu durum Çağımızın Modern soygunu.” Olduğu gerçeğidir. Bu haksız durumla ilgili TÖF tarafından taşınan yargı süreci devam etmektedir.
*23.01.2009 tarihinde TBMM de yasalaşarak yürürlüğe giren ve kamuoyunda “Sicil Affı” olarak bilinen, "Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun” yürürlük tarihi itibariyle ödenmiş ve 6 ay içinde ödenecek olan kredi kartı borçlarından kaynaklı olumsuz kayıtların silinmesini öngören kanun bankalar tarafından 2010 yılında da
uygulanmadığı gibi, bankalar birliği yetkilileri, yasa ve hukuk tanımaz bir anlayışla biz “Biz sicil affını uygulamak zorunda değiliz” açıklaması yaparak borcunu ödeyen tüketici yurttaşı mağdur etmişlerdir.
Bankaların bu fütursuz yaklaşımı devam ederken, borçlara ilişkin negatif kayıtların tutulması yetkisinin Merkez Bankasından alınarak Bankalar Birliğine verilmesi anlaşılır gibi bir uygulama değildir.
Bakanlar Kurulu Kararı ile kredi kuruluşlarınca kullandırılan tüketici kredilerinde Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) kesintisi oranı yüzde 50 artırılarak, yüzde 15’e çıkarılmış olup, bu uygulamanın “kredinin kullanım tarihine bakılmaksızın bütün tüketici kredilerinde” belirlenen yeni KKDF oranı yüzde15 yasaya, hukuka ve hakkaniyete aykırı biçimde geriye dönük olarak uygulanmaya başlanmıştır. KKDF uygulamasının geriye dönüki işletilmesinin yasaya ve hukuka aykırı olduğu gerçeği, Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğünün 14.01.2011 tarih, 2780 nolu genelgesi yayınlanmış ve bu kapsamda Hakem heyetleri verdikleri kararlarla tüketiciye umut ışığı olmuşlardır.

ÇÖZÜM Bellidir!
Merkez Bankası, kredi kartı faizini fahiş oran yerine hakkaniyet ölçüsünde belirlediğinde, bankaların yasaya aykırı haksız uygulamalarına seyirci kalan BDDK düzenleme ve denetleme görevini gerektiği gibi yapmaya başladığında, mevzuat düzenlemelerinde ülke gerçekleri ile tüketici talep ve önerilerinin dikkate alınması ve bankaların mağduriyetler yaratan yasaya aykırı haksız uygulamalarının ortadan kaldırılmasıyla gerçekçi bir yeniden yapılandırma yapılarak, Kredi kartından ve tüketici kredisinden kaynaklı sorunlara çözüm üretilmesinin mümkün olacağını ya da yaşanan sorunların önemli ölçüde azalacağını biliyoruz.

TELEKOMÜNİKASYON SEKTÖRÜNDE YAŞANAN SORUNLAR!..
Hızla gelişen telekomünikasyon sektörünün hizmetlerinden yararlanan tüketici yurttaşların sayısı nüfusun büyük bir bölümüne ulaşmış olup, bu sektörde uygulanan vergilerin çeşitliliği ve Dünyada en yüksek oranda vergilerin uygulanmasına devam edilmesi yanında süreç içerisinde birçok haksız uygulamanın boyut kazanmasına neden olmakta ve tüketici yurttaşları mağdur etmektedir.
Vergi yükü mağduriyete yol açıyor.
Telekomünikasyon sektöründe, sabit ve mobil operatörler üzerinden farklı vergiler uygulanmaktadır.
Telefon Hizmetinden Alınan Dolaylı Vergileri, Özel İletişim Vergisi (ÖİV), Katma Değer Vergisi (KDV), Vergi Benzeri Diğer Yükümlülüklerden Hazine payı Hazine payı ve Kurum masraflarına katkı payı, Telsiz ruhsatname ücreti, Telsiz kullanım ücreti gibi direk ya da dolaylı vergiler alınmaktadır.
Ülkemiz, yüzde 56,3 oranında uygulanan dolaylı vergiler ile dünyanın en yüksek vergi ödenen birkaç ülkesinden biridir. Birçok gelişmiş veya gelişmekte olan ülkede vergilendirme oranı, ortalama yüzde 17 seviyesinde uygulanmaktadır.
Alınan yüksek vergiler özellikle düşük gelir düzeyine sahip tüketici yurttaşlar üzerinde büyük bir baskı oluşturarak, hem karşılığı olmayan haksız kazanca neden olmakta, hem de sektörde birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Yaşanan sorunlar artarak devam ediyor.
Ev/işyeri telefonlarına uygulanan yüksek orandaki sabit ücretlerin alınmasına devam edilmekte olup, sabit telefonda alınan sabit ücret tutarı 14-15 TL olup, GSM şirketlerinin uyguladığı sabit ücrette 2010 yılı içerisinde 2-2,50 TL iken, 9,90 TL +KDV +ÖİV ulaşmıştır.
Konuyla ilgili itiraz ettiğiniz firma yanıt verme gereği duymazken başvuru yaptığınız Bilgi Teknolojileri iletişim kurumu ise “Tüketici şikayetiniz İncelenmiştir. Şikayetiniz ile ilgili olarak Abonelik Sözleşmesi imzalayarak hizmet aldığınız işletmecinize müracaat etmeniz gerekmektedir.” yanıtı verilmektedir.
Yapılan kampanyalarda yeterli ve açık bilgilendirmeler yapılmaması, Kampanyalarla verilen taahhütlerin yerine getirilmemesi, Sözleşme yapılmaması/verilmemesi nedeniyle kampanya koşullarının tek yanlı olarak sık sık değiştirilmesi, Bir kampanyanın süresi dolmadan kaldırılması nedeniyle tüketici yurttaşın haksız uygulamalara karşı yaptığı tüm itirazlar sonuçsuz kalmaktadır.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından da değişik kampanyalarla ilgili tüketicilerin mağduriyetlere neden olunan sorunlarının giderilmesine ilişkin kararları kamuoyuna açıklamasına karşın, mağduriyetlerin yaşanmasına yaygın olarak devam edilmektedir.
*Kampanyalara ilişkin Kota aşımlarında tüketicilerin uyarılmaması sonucu çok yüksek tutarlarda faturalar gelmesi sorun yaratmaktadır.
* GSM operatörleri üzerinden yapılan, mobil oyuncu, melodi servisi, haber servisi gibi içerik servisleri ile benzer hizmet uygulamaları haksız,/tüketiciyi mağdur eden sonuçları 2010 yılında göreceli olarak azalmasına karşın, bu konularda yaşanan yaygın sorunlar tüketicilerin çok yüksek bedeller ödemesine neden olmaktadır. GSM şirketi, tüketiciyi mağdur eden içerik servislerinin kendileriyle herhangi bir ilgileri olmadığını belirterek ayıplarını ve ortak sorumluluklarını göz ardı etmektedirler. Ayrıca iptal talepleri yerine getirilmediği gibi, çoğu zamanda muhatap bulunamamaktadır.
*Diğer vergiler, Harçlar, Fonlar adı altında “telsiz kullanım aylık taksit” bedeli tahakkuk ettirilmekte olup, ayrıntısı açıklanmamaktadır.
* Telekomünikasyon şirketlerine başvurularda yetkililerin/görevlilerin ilgisizliği, itirazlara makul süre içerisinde yanıt verilmemesi yaşanan sorunların büyümesine ve mağduriyetlere yol açmaktadır. Yine operatör aramalarında sürekli yönlendirmeler/bekletmeler dakikalarca sürmesi tüketici yurttaşlar açısından zaman ve para kaybına neden olmaktadır.
*Abone merkezleri ile bayilerden HAT satın alan tüketicilerin abone kayıtlarının zamanında yapılmaması nedeniyle sorunlar yaşanmaktadır.
*Sözleşmelerin ekinde tüketiciye imzalatılan taahhütname ile belgelerin bir nüshası tüketicilere verilmemektedir.
*Numara taşıma işlemlerinde tüketicinin yanıltılması ve özellikle de reklamlarda tüketici yeterince bilgilendirilmemektedir.
*İletişimde yetersiz altyapı nedeniyle yaşanan yavaşlamalar ve kesintilerin yaygın olmasından kaynaklı birçok sorun ortaya çıkmaktadır. (Özellikle GSM ve 3G sisteminde)
* Başıboş, mantar misali binaların üzerine, elektrik direklerine, okullara, camilere, kamu kurumlarına yoğun konut alanlarına ya da çevrelerine konuşlandırılan BAZ istasyonlarının yarattığı elektromanyetik alanlar olumsuz etkileri nedeniyle tüketici yurttaşların sağlık ve güvenliğini tehdit etmektedir.
İnternet kullanımında yaşanan sorunlar
Başta TTNET olmak üzere şirketlerin verdiği internet hizmetini telefon aboneliğine bağlı olarak yapmaları tüketici yurttaşlar açısından bir başka mağduriyet yaratan uygulama olmuş, şirketler için de bir haksız kazanç kapısı oluşturmaya devam etmektedir..
Rekabet Kurulunun 19.02.2009 tarih, 09-07/127-38 sayılı kararıyla, ADSL bağlantısı için sabit telefon hattı olmasının zorunlu tutulmasının 4054 sayılı Kanun’a aykırı olduğuna karar vererek Telekom’a bu haksız durumu düzeltmesi için 3 ay süre vermiştir.
Bu haksız durum aynı zamanda Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 1. ve 5. Maddelerine aykırılık oluşturmaktadır. BTK nun dostlar alışverişte görsün uyarılarına, firmanın bugün-yarın uygulamayı başlatıyoruz diyerek yaptığı birçok açıklamalarına karşın haksız uygulama hala devam etmektedir.
Tüketici yurttaşlar, yapılan tüm ADSL sözleşmeleriyle sunulan hizmetin kapsamıyla ilgili birçok sorun
yaşamaktadırlar. Tüketici yurttaşlar kullandıkları internetin hızıyla ilgili birçok sorun yaşadıkları gibi, “limit aştın gerekçesiyle çok yüksek faturalar ödeyerek, dünyanın en pahalı internet hizmetini kullanmaktadırlar.
Türk Telekom A.Ş. 2010 yılında net kârını önceki yıla göre yüzde 32 artırarak 2,45 milyar liraya çıkardığı açıklanmıştır. Diğer telekomünikasyon kuruluşlarının da yüksek karlılık elde etmeleri ülkemizde bankacılık sektöründe olduğu gibi telekomünikasyon sektörünün de çok yüksek oranda karlılık sağlamaları, sanayi sektörünün zarar açıklaması karşında bu sektöründe açıkladığımız nedenlerle yaşanan tüm sorunların bedelinin tüketici yurttaşa ödetildiği gerçeğini ortaya koymaktadır.
Çözüm Bellidir!,
Zaman geçirmeden vergi yükünü azaltarak ve sabit ücreti kaldırarak, tüketici yurttaşı rahatlatacak çözümler üretilmelidir.
ADSL bağlantısı için sabit telefon hattı alınmasının zorunlu tutulmasına, yapay kota/limit aşımı nedeniyle gönderilen yüksek faturalara son verilmelidir.
Yukarıda açıkladığımız konularda, telekomünikasyon kuruluşlarının sorun üretmeyerek, yasaya aykırı haksız uygulamalarından vazgeçerek, çözüme katkı yapmaları gerekmektedir.

GIDA, GIDA GÜVENLİĞİ
Gıda Katkı Maddeleri.
Özellikle hazır gıdaların işlenmesi/üretilmesi sürecinde belirli bir işlevi yerine getirmesi için, bilinçli olarak kullanılan/katılan katkı maddeleri renklendirici, koruyucu, mineral tuz, kıvam artıcı, homojenleştirici, parlatıcı, tatlandırıcı, inceltici, aroma ve tat verici amaçlı olarak kullanılmaktadır.
Gıda katkı maddeleri, gıda kalitesinin artmasına neden olabilir mi? Tabi ki hayır! Sitrik asit (E 330), mono sodyum glutamat (MSG-E621), mono potasyum glutamat (E622), sodyum benzoat (E211), laktik asit (E270), nitrat+sodyum türevleri ve sayabileceğimiz birçok diğer katkı maddeleri, hiçbir besleyici değeri olmayan ve gıda maddelerine lezzet katmak, raf ömrünü uzatmak ve işlevsel kılmak için kullanılmaktadır.
Gıda kaynaklı tehlikeler, artık gıdaları üretenler tarafından da kabul edilmektedir. “Çok kullanmazsan zarar görmezsin” yaklaşımı da sadece aldatmacadan ibarettir.
Örnek verdiğimiz katkı maddeleri ile diğerlerinin, katkı olarak ister binde 1, ister yüzde 1 oranında kullanılsın, kısa vadede ya da uzun vadede tüketilmesinin, tüketenin yaşamına hiçbir katkısı olmadığı gibi zararları da yaşanan süreçte ortaya çıkacağı gerçeği ile karşı karşıyayız.
Sigara da olduğu gibi, katkı maddelerinin de, başta kanser olmak üzere ortaya çıkan birçok hastalığın nedenleri arasında olduğu bilim insanlarınca yapılan araştırmalarda saptanmıştır.
Diğer yandan başta pankreas olmak üzere kanser türlerine, kalp, damar, böbrek hastalıkları, Obezite, diyabet, karaciğer yetmezliğine ve bir çok hastalığa neden olduğu bilim insanlarınca belirlenen mısırdan üretilen nişasta bazlı şekerin birçok AB ülkesinde yasaklanmasına karşın ülkemizde giderek artan oranda kullanılması ve buna izin verilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. 20 Avrupa Birliğinin ülkesine 2010 yılında tahsis edilen Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretim kota ortalaması yüzde 6,5 civarında olup, bu oran Türkiye’nin çok altındadır. Şeker yasasıyla, ülkemizde toplam şeker üretiminin yüzde 10’u Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimine ayrılmış, Bakanlar Kurulu verilen yüzde 50 olan arttırma ve eksiltme yetkisini her yıl kotayı artırma yönünde kullanmış ve bugün ülkemizde Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretim kotası yüzde 15 olarak uygulanmaktadır.
Tüketicinin sağlık ve güvenliğini tehdit eden, ekonomik çıkarlarına zarar veren, bilgilenme hakkını yok sayan, çevresel tehlikeler yaratarak, yaşamı tehdit eden, sağlıksız gıda üreten, satan firmaların haksız ve hukuksuz tüm uygulamaları artarak devam ederken, gerekli denetimleri yeterince yapmayan kamu otoritesinin bu tavrı devam etmektedir.
Bilim insanlarının yaptığı çalışmalar sonucunda hastalıkların önlenmesinde gıdalarla ilgili olarak;
*Tuz Tüketimini azaltılması
*Trans yağ asitlerinin uzaklaştırılması
*Doymuş yağ tüketiminin azaltılması ve
*Şeker tüketiminin sınırlandırılması önerilmesine karşın konuyla ilgili önlem alınmasına yönelik ciddi girişimler bulunmamaktadır. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar. (GDO) “Kendi türünden ya da bir başka canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikro organizmalar “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar.” Olarak tanımladığımız ve biyoteknoloji şirketleri tarafından 1990 lı yıllardan başlayarak gıda maddesi ve yem olarak tüketiciler olarak yaşamımıza sokulan GDO ların ülkemizde 1998 yılından bu yana hammadde ve işlenmiş ürün olarak ithalatı yapılmaktadır. Avrupa Komisyonunun bir raporuna göre bugün 30 çeşit üretilen GDO lu ürün sayısının önümüzdeki 5 yıl içerisinde 120 çeşide yükseleceği öngörülmüştür.
Biyoteknoloji şirketleri insanlığı yanıltıyor.
Aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına neden olmaları ile yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olarak, ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozmalarıdır.
Biyoçeşitliliği yok etmeyi amaçlayan GDO lu tohumlar kısırdır. Bu kısır tohumların ekiminin tarımda ilaç kullanımını azalttığı, verimi arttırdığı yaklaşımı ise doğru değildir.
Oysa, ABD de Transgenik (GDO’lu) tarımda 13 yılda, 143 milyon kg Herbisitlerin (yabani otlara karşı kullanılan tarım ilaçları) ek olarak kullanıldığı ortaya çıkmıştır.

Bilim insanlarının yaptığı araştırmalarda, GDO’lu ürünlerinin gıda olarak kullanımında insan ve hayvanda toksik (zehir), allerjik etkiler yapması, antibiyotiklere karşı direnç oluşturması, doğrudan alım durumunda ise insan ve hayvan bünyesindeki mikro organizmalarla birleşme ihtimali gibi önemli sağlık riskleri ortaya çıktığı ifade edilmektedir.
Dünyada farklı politikalar nedeniyle 1 milyarı aşan insanın açlıkla boğuştuğu gerçeğine karşın, bugün GDO ların iddia edildiği gibi açlığa çare olmadığı kanıtlanmıştır. Ülkemizde ekilen yerli mısır çeşitlerindeki verimliliğin ABD ve Arjantin ve diğer ülkelerde üretilen GDO lu mısırın verimliliğinden yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine (01.02.2011) göre, 2010 yılında, Birim alana verim GDO’lu tohumla mısır üreten Arjantin’de yüzde 24 artarken, GDO’suz tohumla üretim yapan Türkiye’de yüzde 95 artmıştır. Ayrıca, GDO’suz tohumla üretim yapan Türkiye’nin birim alanda mısır verimi, GDO’lu tohumla üretim yapan Arjantin’den yüzde 28 daha yüksek olmuştur.
GDO ların bir önemli tehlikesi ise, dünya gıda ve yem piyasasının Amerikan biyoteknoloji şirketlerinin eline geçmesi ve bunların insanlığa karşı silah olarak kullanılmasıdır.
Henry Kissingerin “Petrolü kontrol edersen, ulusları kontrol edersin, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin.” Sözü, Amerikan biyoteknoloji şirketlerinin amacını/hedefini çok net ifade etmektedir.
Yıllardır GDO ya hayır platformunun, TÖF üyesi tüketici örgütlerinin ve duyarlı kesimlerin yaptığı çalışmalarla GDO ların insan, hayvan ve çevreye olan olumsuz etkileri anlatılmış ve bugün de anlatılmaya devam edilmektedir.
Önce yönetmelikle, sonra Biyogüvenlik kanununa konulan hükümlerle GDO ların ülkemize girişi serbest bırakılmıştır. Tarım Bakanlığı tarafından öncelikle, “Gıda Ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar Ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol Ve Denetimine Dair” yönetmelikle GDO lu ürün, gıda maddeleri ve yemlerin girişine resmi bir dayanak oluşturulmuştur.
Yönetmelik, Danıştay’ın iptal etmesi ve Yoğun tepkiler nedeniyle, 9 aylık bir sürede 4 kez değiştirilmiştir.
Biyogüvenlik Kanununun 18.03.2010 tarihinde yasalaşması, ile, ilgili yönetmeliğin 26.09.2010 tarihinde yürürlüğe girmesiyle, GDO`lu ürünlerin ülkemize girişi kolaylaştırılmıştır.
Türkiye ye GDO lu ürün, gıda ve yemlerin serbestçe girmesiyle, 2010 yılında, yaklaşık 500,000 ton mısır, 850,000 ton civarında soya ithal edildiği bunların tamamına yakınının GDO lu olduğu bilinmektedir.
2010 yılında da, Türkiye de kullanılan hayvan yeminin önemli bir bölümünün (1.386,811 ton) GDO lu yemlerden oluştuğu, tüketicilerin GDO lu yemlerle yetiştirilen büyükbaş ve kümes hayvanları konusunda ve işlenmiş GDO lu ürünlerle ilgili tüketim sürecinde bilgilendirilmedikleri ve ülkemiz tüketicilerinin 1998 yılından bu yana GDO ları yaygın biçimde tükettikleri ortaya çıkmıştır.
GDO lu mısır ve soya 1000 çeşidin üzerinde işlenmiş gıda ürününde kullanılmaktadır. Çukurova üniversitesi Ziraat Mühendisliği Fakültesi öğretim üyesinin, “GDO lu ürünlerin olumsuz etkilerinin 20-30 yıl sonra ortaya çıkabileceğini, bu sürecin Çernobil’in etkilerinin ortaya çıkmasında da görüldüğünü hatırlatması” soruna dikkat çekilmesi açısından önemlidir.
GDO’lu olduğu kabul edilen ürünlerin tamamının etiketlenmesi ve üzerine 12 punto büyüklükte yazılmasının gerekli olduğu ortadadır. Etiketlemenin yönetmelikteki haliyle tüketici kanunuyla çeliştiğini ve Tüketiciyi korumadığını, görüyoruz. Bu nedenle GDO lu olduğu bilinen, risk taşıma potansiyeli olan tüm ürünler etiketlenmelidir. Ayrıca getirilen binde dokuzluk GDO eşik değeri de kabul edilemez bir durumdur. Bunun için bu oranın sıfıra çekilmesi gerekmektedir.
Yaşam Patentlenemez;
Genetik yapısı değiştirilen tohumlar/ürünler patentleniyor. Doğada bulunan genler için verilen diğer tüm patentler meşru değildir. Bunun adı biyolojik korsanlıktır.
GDO'lu tarım kendi dışındaki tüm tarım yöntemlerini ve özellikle de geleneksel tarım ile ekolojik tarımı yok eden, biyoçeşitliliği ortadan kaldıran totaliter bir tekniktir.
Tüm bu nedenlerle de;
GDO ların, GDO’lu gıda maddeleri ile yemlerin ülkemize girişi yasaklanmalıdır.
GDO'lu tarımın önü açılmamalıdır.
Yerli gen kaynaklarımızın korunması, geliştirilmesi ve ıslah çalışmaları yapılmalı, yerli tohumculuk sektörünün oluşturulması için politikalar üretilmelidir.
Biyogüvenlik kanununda zaman geçirilmeden değişiklik yapılarak GDO ları kesinlikle reddeden, Biyoçeşitliliğimize sahip çıkan hükümlere yer verilmelidir.
Havası, suyu, toprağı kirletilmemiş bir ülkede yaşamak her canlının doğal hakkıdır!...

TÜKETİCİNİN YAŞADIĞI DİĞER SORUNLAR,
Tüketicilerin yaşanan sorunlara yönelik tepkilerinin ortaya çıkan etkenlere göre değişiklik gösterdiği ve dışsal etkileyicilerin satın alma kararlarında önemli rol oynadığı somut bir biçimde ortadadır.
Tüketicinin korunmasına yönelik girişimlerin öneminin tam olarak anlaşılamamış olması, bu girişimlerin yeterince takdir edilmemesi yanında, tüketici olarak büyük çoğunluğun haklarından haberdar olmaması ya da yüzeysel bilgilere sahip olması sonucuna varmak mümkündür.
Tüm bu nedenlerle, ülkemizde tüketicilerin, hakları konusunda yeterince bilgi sahibi olabilmeleri için, tüketicinin korunmasına yönelik yasal düzenlemelerin geliştirilmesi yanında tüketici bilincinin gelişimine yönelik faaliyetlerin artırılması gerekmektedir.
*Ülkemizde yasaların yeterince bilinmemesinin mal ve hizmet piyasaları tarafından fırsatçılığa dönüştürülmesiyle ortaya çıkan ihlal ve istismarlardan kaynaklı yaşanan sorunlar.
*Hukuk’un işleyişinden kaynaklı ortaya çıkan sorunlar.
*Ticari işletmelerin uygulamalarından kaynaklı sorunlar.
*Kamu ya da kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlardan kaynaklı yaşanan sorunlar.
Tüketici yurttaşların yanlış yönlendirilmeleri, bilgilendirilmemeleri hak arama sürecine olumsuz etkiler yapmaktadır. Ayıplı mal ya da hizmetten kaynaklı uyuşmazlık karşısında yapılması gereken, hak aramak isteyen tüketiciye “ne yapayım ben satıcıyım git hakkını üreticide, ithalatçı da ara” denilerek sorunun
bir parçası olmak değil, Kanun gereği ortak sorumluluğundan hareketle, sorumlu davranarak ve tüketici memnuniyetini ilke edinerek çözüme yönelmek ve bir parçası olmaktır.

TKHK kapsamında tüketici haklarına yönelik 2010 yılında işleyen sürece baktığımızda, uyuşmazlıklarda ayıplı mal ve hizmetlerin öncelikli ve ağırlıklı olarak ortaya çıktığı görülmektedir.
Ayıplı hizmetlerin, yukarıda ayrıntılı biçimde açıkladığımız, ağırlıklı olarak bankacılık ve telekomünikasyon sektöründen yaygın olarak kaynaklandığını tespit edebiliyoruz.
Ayıplı mallarla ilgili yaşananlara baktığımızda ise, önceki yıllarda olduğu gibi cep telefonlarından kaynaklı uyuşmazlıkların açık ara önde olduğu, ardından elektronik eşyalar ile bilgisayarlardan geldiği görülmektedir. Ayıplı mallarla ilgili tüketiciye sunulan satış sonrası hizmetlerde yedek parça stokunun bulunmaması, bu nedenle de tamirde 30 iş gününün aşılması, ilk 30 gün içinde ortaya çıkan ayıp nedeniyle tüketiciye seçimlik haklarının kullandırılmaması, gibi hizmet ayıplarının ortay çıktığı tüketici şikayetlerinden anlaşılmaktadır. Özellikle de ayıplı cep telefonlarıyla, bilgisayarların yetkili servislerde “sıvı teması var, garanti dışı” denilerek tüketicilerden ücret talep edilmesi ise çok yaygın karşılaşılan durumlardandır. Hukuki süreçte bilirkişi incelemelerinden, sıvı temasının yetkili servis elemanlarınca gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.
Yapılan araştırmalar, Amerika da tüketici memnuniyetini ilke edinerek sorun yerine çözümün parçası olan firmaların çok hızlı büyüdüklerini ortaya koymaktadır.
Tüketici Hukukunun uygulama sürecinde, yargılamalarda basit usulde bir yöntem belirlenmiş olmasına karşın, mahkemelerde görülen davaların çok uzun sürmesi tüketici yurttaşlar açısından caydırıcı olmaktadır. “Geciken adalet, gerçek adalet değildir” anlayışının egemen olduğu bir toplum yapısında tüketici, arasam da nasıl olsa sonuç çıkmıyor diyerek hak aramadan vazgeçiyor.
Gerek İdari gerekse tüketici mahkemelerinde açılan davaların uzun sürmesi, tüketici mahkemelerinin sayısının yetersiz olması çoğu zaman hak arama sürecini işlevsiz kılmaktadır.
Zamlar, Dolaylı Vergiler ve Haksız uygulamalar.
Mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışlar ile dolaylı vergiler tüketicileri canını yakmaya devam ederken, akaryakıt zamlarının yaşamın tüm alanlarına yansıması da yaşamsal zorlukları pekiştirmiştir. Petrol Sanayicileri Derneğinin 2010 yılı sektör raporuna göre; Türkiye’de akaryakıt tüketimi yüzde 3,9 düşerken, benzin kullanımında ki düşüş yüzde 7,7 oldu. Akaryakıtta dolaylı vergiler bir önceki yıla göre yüzde 20 artarak 35 milyar TL’ye ulaştı. Akaryakıt ve LPG’ den toplanan tüketim vergilerinin toplamı ise 42 milyar TL’ye ulaştı. Vergi yükü Kurşunsuz benzinde yüzde 67,07, Motorinde yüzde 58,16 oto gazda ise yüzde 79,79 oranında uygulanmaktadır.
Avrupa Birliği ülkelerinde, ortalama yüzde 35 olan, dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı, Türkiye de yüzde 68 civarında olduğu görülmektedir. Alkollü içkiler ile tütün mamullerinde ise vergi yükü yüzde 78,25 oranındadır.
EPDK tarafından onaylanan ve elektrik toptan fiyatlarına 01.07.2010 tarihinden itibaren yansıtılan abone gruplarına göre yüzde 3,2 ile yüzde 4,49 arasında değişen indirim tüketicinin faturasına yansıtılmadığı gibi hemen akabinde, TETAŞ' ın maliyet artışlarının yansıtılmasına ilişkin talebi gerekçe gösterilerek”, EPDK olarak indirim kararını geri çektiklerini, mevcut tarifenin devamına karar verdikleri yeniden kamuoyuna açıklamışlardır. Bu da haksız, yaşamın gerçeklerinden uzak keyfi ve ciddiyetsiz bir açıklama olmuşdur.
Ankara’dan sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSKİ Genel Müdürlüğü yetkililerinin 24.06.1999 tarih ve 1999/558 sayılı kararla uygulamaya konulduğunu ifade ettikleri “Ön Ödemeli Kartlı Sayaç” uygulamasının zorunlu kılınması sonucu İstanbul da on binlerce su saatini değiştirerek tüketici yurttaşların mağduriyetine neden olmuşlardır/olmaktadırlar.
3516 Sayılı kanun'da konuya ilişkin bu yönde bir düzenleme olmamasına karşın mekanik su sayacı yerine ön ödemeli kartlı su sayacı takılmasının zorunlu hale getirerek, tüketicinin seçme hakkı elinden alınarak, temel kamu hizmetini peşin ödemeye bağlamışlardır.
Tüketici yurttaşlar kullanmadığı suyunun parasını önceden ödemeye mahkum edilmiştir.
Bu uygulama, Anayasal ve yasal kamu hizmeti anlayışına uymayan, ticari niteliği ağır basan yeni bir ilişki biçimi oluşturulmak istendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Fahiş oranda yapılan kamu yararına aykırı zammın iptali talebiyle açılan bir dava 24 ay sonra, olası olarak talep kabul edilmiş olsa bile, çoğu zaman davalı idare ikinci-üçüncü zammı yapmış olduğundan kararın pratikte uygulanması söz konusu bile olamamaktadır.
Uygulamada yaşanan sorunların önüne geçilmesi ya da en azında bu sorunları en asgari düzeye indirecek çalışmalara ihtiyaç olduğu açıktır. Bu ihtiyaç idare tarafından tespit edilmesine karşın bu güne kadar önlemlerin geliştirilmesinde yol alınamamıştır.
Tüm yaşanan sorunlar karşısında, tüketici mevzuatında öngörülen değişiklikler gerçekleştirilememiştir.
2,5 yıl Başbakanlıkta bekletildikten sonra Kadük olan Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda değişiklikler içeren tasarı taslağında, sadece Avrupa Birliği direktifleri yer almış, ülke gerçekleri ve tüketici ihtiyaçları yeterince dikkate alınmamıştır.





  • TÜKETİCİ ÖRGÜTLERİ FEDERASYONU
  • 23-24.01.2009 tarihinde Ankarada 2 gün süren çalışma programı
  • TBMM de grubu bulunan siyasi partilerin (CHP –MHP – DEHAP) grup başkan vekilleriyle görüşmeler
  • ADSL için sabit hat zorunluluğu artık YOK! Telekomünikasyon kuruluşları Rekabet Kurulu kararının gereğini yapmalıdırlar.
  • “SİCİL AFFI” UYGULANMIYOR Bankalar Tüketicileri Mağdur Etmeye Devam Ediyor!...
  • KRİZİN FATURASINI TÜKETİCİ ÖDEMEMELİDİR!..
  • Tüketici Örgütleri Federasyonunun (TÖF)ilk Genel Kurulu yapıldı.
  • “Ulaşım Hakkı, Tüketicilerin Temel Evrensel Haklarından Biridir.” Yapılan zamlar geri alınmalıdır.
  • GDO’ya HAYIR!... Konuyla ilgili yasa çalışmalarına derhal son verilmelidir.
  • Kanun, Kredi Kartı mağduru Tüketici Yurttaşın sorununa çözüm üretmiyor.
  • SU Haktır! SU Tüketicinin Temel İhtiyaçlarından Biridir!....
  • TÜKETİCİ ÖRGÜTLERİ FEDERASYONU (TÖF) olarak, Borçların yeniden Yapılandırılması Sürecine İlişkin Tüketici Yurttaşa Önerilerimiz!
  • ZAMLAR, ZULÜM'e DÖNÜŞTÜ
  • Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF) Kredi Kartı borçlarının yeniden yapılandırılması başvuruları için son tarih 04 Eylül 2009
  • Elektriğe ZAM İNSAFSIZLIKTIR!...
  • TÜKETİCİ ÖRGÜTLERİ FEDERASYON’undan MERKEZ BANKASI’na Açık Mektup
  • TÖF: Sabit Ücret Haksız Kazançtır
  • BANKALAR BIRLIĞI ÖNÜNDE TÜKETİCİ MAĞDURİYETİNİN ÖYKÜSÜNÜ ANLATIYORUZ;
  • TÖF'ten Bankalar Birliğine Çağrı: Tüketicinin Mağduriyetini Belgeleriyle Kamuoyu önünde tartışalım
  • Bankalardan yeni bir haksız kazanç kapısı daha;
  • GDO'lu Ürünler Meşrulaştırılıyor
  • Milletvekillerine; GDO'ya karşı toplumsal çağrı
  • Kredi kartı faizi enflasyonun 10 katı
  • Tek kullanımlık şifreye ücret tepkisi
  • Zamlar, Zulme Dönüştü
  • Ortak ATM/BANKAMATİK işlemlerinden alınan ücretlere karşı dava açtık
  • Evlere şenlik düzenlemelerle, Tüketici Yurttaşın sorununa çözüm üretilemez
  • TÜKETİCİ ÖRGÜTLERİ FEDERASYONU OLARAK İSKİ’YE DAVA AÇTIK
  • Dikkat banka var!
  • TÖF: Hak Arama Süreci ve Yaşanan Sorunlar 2009 Raporunu açıkladı
  • GSM Firmalarını uyardık
  • Tüketiciye Uyarı: Kart aidatları için itirazda bulunun
  • 15 Mart Dünya Tüketiciler Günü Kutlandı
  • Banka Kredi Kartlarında tartışma bitmiyor
  • BDDK Kredi Kartında Yaşanan Sorunları Yeni Farketti
  • Bebek mamalarında büyük şüphe!
  • AYEDAŞ Hakkında SUÇ Duyurusu
  • TÖF'den tüketicilere kredi finansman uyarısı geldi
  • Kredi Kullanan Tüketici Yurttaşları Hak aramaya Çağırıyoruz!..
  • Bankaların maskesi bir kez daha düştü!...
  • BENZİN ZAMMI GERİ ÇEKİLMELİDİR.
  • Palyatif Düzenlemelerle Kredi Kartı Sorununa ÇÖZÜM Üretilemez
  • Sağlık Evrensel Temel Haktır YOK sayılamaz.
  • Tüketicileri yaşamı tehdit eden haksız, hukuksuz uygulamalara karşı SATIN ALMAMA gücünü kullanmaya çağırıyoruz.
  • 2010 Yılı Hak Arama Süreci ve Yaşanan Sorunlar Raporunu Açıkladık
  • SİYASİ PARTİLERDEN SEÇİM BİLDİRGELERİNDE TÜKETİCİ TALEPLERİNE YER VERMELERİNİ İSTEDİK.
  • BTK Başkanı, Baz istasyonları ve cep telefonları kanser yapmıyor
  • BDDK nın, Tüketici kredilerinde zorunlu karşılık oranının artırması sorun çözer mi?
  • Tüketici Örgütleri Federasyonunun (TÖF) olağan genel kurulu yapıldı.
  • Tüketiciler Tarım Bakanlığından Açıklama Bekliyor!..
  • Ne Yediğimizi Bilmek İstiyoruz!
  • Bankaları bir kez daha SUÇÜSTÜ yakaladık.
  • Dönem borcunun asgarî ödeme tutarı oranının artırılması kredi kartı sorununu büyütür.
  • Elektrik Zammı tüketiciyi Bir Kez Daha Çarpıyor!
  • Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF) olarakHukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi Hakkında Tebliğin iptali için Danıştay da dava açtık!...
  • Tüketici Örgütleri Federasyonu açıklamasında kullanılan döviz kredilerinde, kur artışından kaynaklı oluşan risklere dikkat çekilerek giderek büyüyen soruna kalıcı çözüm üretilmesi istendi.
  • TÜKETİCİYİ ELEKTRİK FATURASI ÇARPIYOR!...
  • Kredi Kartlarının Tek Limit Uygulamasında KANUN UYGULANMALIDIR!
  • Hak Arama Sürecinde Yaşanan Sorunlar.TÜKETİCİ HAKLARI RAPORU-1
  • Hak Arama Sürecinde Yaşanan Sorunlar. BANKACILIK UYGULAMALARI RAPORU-2
  • Hak Arama Sürecinde Yaşanan Sorunlar. TELEKOMÜNİKASYON SEKTÖRÜ UYGULAMALARI RAPORU-3
  • Hak Arama Süreci ve Yaşanan Sorunlar. GIDA SEKTÖRÜ UYGULAMALARI RAPORU-4
  • Tüketici Kanununda yapılacak Değişklikler İhtiyaçlara yanıt verebilecek mi?;
  • Hak Arama Sürecinde Yaşanan Sorunlar.(2012 RAPOR)
  • Tüketicinin Hak Arama Süreci ve Yaşanan Sorunlar. RAPOR/2 2012 YILI BANKACILIK UYGULAMALARI
  • BDDK YÖNETMELİKLERİ BANKALARLA YAŞANAN SORUNLARI ÇÖZEMEZ
  • Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun Tasarısı Tüketicileri Bankalara Karşı Korumuyor!

  • Tüketiciye yönelik yasa dışı, yasaya ve hukuka aykırı uygulamalara son.
    Tüketiciye yönelik yasa dışı, yasaya ve hukuka aykırı uygulamalara karşı mücadele etmek gerektiğine dikkat çeken, TÖF'ün Genel Başkanı Fuat Engin açıklaması,

                 Devamı..

     
    TÜKETİCİ ÖRGÜTLERİ FEDERASYONU
    www.tofed.org
    E-Mail: tof@tofed.org
    Tel: +90 216 349 33 84

    Design by Telmar Network